Yazılar/KonuÅŸmalar/Savunmalar…

behiceboran.net
|< 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 >|    Liste
Halk İdaresi Nasıl Gerçekleştirilebilir? (Söz, Sayı 6, [423]): Demokraside vatandaşların ekonomik alanda da denetim ve egemenliğini sağlamanın kaçınılmaz bir zorunluluk olarak belirdiğini, aslında politik demokrasinin ekonomik demokrasiyle ayrılığının olamayacağını, bu iki alanın birbiriyle ayrılmaz bir biçimde bağlı olduğunu vurgular. Her çeşit kurumda ve nerede vatandaşlar ortak iş ve çıkar bakımından bir topluluk oluşturuyorlarsa orada vatandaşlar serbestçe örgütlenebilmeli ve o toplulukla ilgili işlerin sorumluluğunu üzerlerine almalıdırlar. Önemli olan, yasaların uygulanmasına vatandaşların katılımı ve denetleyebilmesidir.
[yazı için tıklayınız]
İleri Sanat Geri Sanat (Yığın, Sayı 6, [425]): İleri sanatın gerçekçi ve devrimci sanat olduğunu vurgular.
[yazı için tıklayınız]
Geriye Dönüp Baktığımızda Sosyoloji (Bilim ve Sanat, Sayı 84, [429]): İlk olarak Ocak 1947'de American Journal of Sociology (AJS)'de yayınlandı. Comte'dan sonraki sosyolojiyi anlamak için Marksizm'in varlığının ve meydan okuyuşunun bellekte tutulması gerektiğine işaret eder. Emile Durkheim ve Spencer'i ele alır. Durkheim'ın faşist ideologların "korporatif devlet"ine çok benzer bir toplumsal düzen kavrayışına ulaştığını vurgular. Profesör Lundberg, Profesör Chopin, Profesör Bain ve Profesör Lynd'in makalelerini inceler. Lundberg, Lynd'in sözleriyle anlatılırsa, bugünkü kültürel sistemin temel yapısını olduğu gibi kabullenmekte ve sanayi toplumunu pençesine alan muazzam iktidar mücadelesini unutmaktadır. Toplumun yapısal değişikliklere uğradığını ve evrildiğini unutmamak gerektiğini söyler.
[yazı için tıklayınız]
İlahiyat Bir İlim Değildir, Binaenaleyh Modern Bir Üniversitede Yeri Yoktur (Hür Gençlik, Sayı 3, [440]): Artık eski Semerkant, Buhara, Bağdat, Şam medreselerinde olduğu gibi bilimle beraber dinsel bilgileri de okumak zorunda değiliz. Bilgi kurumu her bakımdan bağımsızlığını çoktan ilan etti. Din 19. yüzyılın başından beri üniversiteler bünyesinin dışına çıkartıldı. Tarihin akışını tersine çevirmek gayretkeşliği her zaman başarısız olacak boşuna bir çabadır.
[yazı için tıklayınız]
Örnek Sanatçı: Nâzım Hikmet (Yurt ve Dünya, Sayı 3, [422]): 1950'lerde yazılan, ancak yayınlandığı yayın belirlenemeyen yazısıdır. 1977'de yeniden basıldı. Sol sanat çevrelerinde, aydınlar arasında tartışılan sorunlara değinilir ve Nâzım'ın şiirleri ve sanatçı kişiliği bu sorunlar açısından ele alınıp incelenir. Nâzım'ın şiirlerinde insanlığın ana sorunlarını bulmak olanaklıdır. Hep ana sorunlara değindiği için o büyük bir ozandır. Ana sorunlara yer verebilmek için toplumun tarihsel gelişmesini ve içinde bulunduğu zamanki durumunu bilen, anlayan ve anlatan, bilgili, geniş kültürlü, gerçekten aydın bir insan olmak zorunludur. Nâzım böyle bir insan ve sanatçıdır. Yalnız genç ozanlarımız için değil, bütün sanatçılarımız için Nâzım bir örnektir. Sanatta içerik mi, biçim mi sorunu yoktur, birbirine bağlı olarak hem içerik, hem de biçim sorunu vardır ve yeter ki büyük sanat yapıtı yarına mal olabilsin. Nâzım'ınkiler hem içerik, hem de biçim açısından yarına kalabilmiş yapıtlardır.
[yazı için tıklayınız]
Nâzım Hikmet'in Büyüklüğü (Hür Gençlik, Özel Sayı, [449]): Nâzım kendi yazgısını, yaşamıyla ve sanatıyla, ülkesinin ve dünya halk kitlelerinin yazgısına, kurtuluşuna, kalkınmasına bağladı.
[yazı için tıklayınız]
(, , []): 0-1971 DÖNEMİ YAZILARI
[yazı için tıklayınız]
Niçin İşçi Partisi? (Öncü, 1 Nisan 1962, [453]): İşçi sınıfının, özellikle kol emeğinin ve kol emekçilerinin politik önderliği vurgulanır ve savunulur.
[yazı için tıklayınız]
Niçin İşçi Sınıfı? (Öncü, 25 Nisan 1962, [456]): İşçi sınıfının dünya nimetlerinden ve kültürden en yoksun, sosyal hiyerarşinin en altında bir sınıf olduğu içindir ki, bütün ileri atılımların destekleyicisi ve hatta kaynağıdır. İşçilerin yitireceği hiçbir şey yoktur, ama kazanacağı çok şey vardır. Bunun için de dünyanın her ülkesinde işçi sınıfı ileriliğin ve gelişmenin savunucusu olmuştur. Oysa köylü sınıfı devrini yaşamış, geri bir ekonominin sınıfıdır. İşçilerin Fransa'da Büyük Devrim'de ve 1830, 1848, 1870 devrimi hareketlerinde, İngiltere'de 19. yüzyıldaki rolünün altı çizer. İşçi sınıfının yalnız kendi dar çıkarlarına (ücretler, iş koşulları vb) değil, toplumun bütününün kalkınma, ilerleme, demokrasi ve kültür davalarının savunucusu olduğu vurgular.
[yazı için tıklayınız]
Sosyalist Kültür Derneği Tartışması (Vatan, 22 Ağustos 1962, [459]): Üç basit sosyolojik gerçek: 1) Toplumun temel birimleri sınıflardır, 2) Sosyal sınıfların hepsi toplumda aynı derecede önemli, etkili rol oynamazlar. 3) İki büyük kutup sınıf, üretim araçlarının mülkiyetine sahip sermayedar sınıfı ile bu çeşit mülkiyete sahip olmayan ve bu sınıfa işgücünü satarak geçinen işçi sınıfıdır. Diğer sınıflar bu iki kutup sınıflar arasında ve bunlardan birine şu veya bu derece yakınlaşıp bağlanarak yer alırlar. Sosyalizm bir işçi sınıfı hareketi olarak düşünülmelidir. Aydınlar, bir sosyal sınıf değildirler; ekonomik-politik güçleri yoktur; aydınlar ancak sosyal sınıflardan birinin bilerek ya da bilmeden temsilciliğini ve sözcülüğünü ederek toplum yaşamında bir rol oynarlar. Sosyalist aydınlar işçi sınıfının sözcüsü rolündedirler. İşçi sınıfıyla yazgı birliği edip onun safında yer almak zorundadırlar.
[yazı için tıklayınız]
Türkiye'de Burjuvazi Yok mu? (Yön, Sayı 39, [462]): Ülkemizde az gelişmiş bir kapitalizm olduğu saptamasıyla başlar. Feodal kalıntıların devam edegelmekle birlikte, kapitalist üretim düzeninin cumhuriyet devrinde gelişmiş olduğu bir gerçektir ve özel mülkiyet bütün ayrıntılarıyla kurumlaşmıştır. Türkiye'de burjuva sınıfı yok demek sadece yanlış değil, aynı zamanda zararlıdır. Türkiye'de Batı anlamında özel mülkiyet ve burjuvazi yoksa elbet o zaman burjuvazinin karşı kutbu işçi sınıfı da yok demektir. İşçi sınıfı olmayınca da bir işçi sınıfı ideolojisi ve hareketi olarak sosyalizm söz konusu olamaz. Bizim yoktur deyip de aslında var olan burjuvazi de zaten bunu ister.
[yazı için tıklayınız]
Memleket Kalkınması ve Aydınlar (Vatan, 2 Eylül 1962, [467]): Aydınlarımızdan bir kısmı da silah gücüne dayanan bir kadrodan medet umar görünmektedirler. Kaynağıyla halkçı, tarihsel gelenekleriyle devrimci olan ordumuzun genç, ilerici elemanlarının rizikolara girerek iktidarı ele geçirmelerini ve sonra da bu çok bilgili aydınlarımıza "Buyurun, gelin ülkeyi yönetin!" demelerini bekliyorlar. Böylece, uzun boylu uğraşıp yorulmadan ve savaşımı göze almaksızın bu çok bilgili, uzman, idealist, halkçı, ilerici aydınlarımızın ülkenin yönetici kadrosu oluvereceklerini beklediklerini belirtilerek, bunun kolay bir devrimcilik olduğunu söyler. Bu düşüncedeki aydınları eleştirir. Hangi ülkede aydınlar böyle beleşten bir mirasa konmuştur? Tarihsel ve sosyal niteliği sonucu işçi sınıfının modern toplumların en ilerici, en dinamik sınıfı olduğunu bir an için unutmamak gerekir. Gelecekle ilgili kuşkusunu da vurgular. 27 Mayıs'ta fırsat kaçırıldı" diyen aydınlarımız asıl şimdi, olanakları gereği gibi kullanmamak ve yasa çerçevesinde savaşımı göze almamakla fırsatı kaçırmaktadırlar. Bu fırsat kaçırılır ve bugünkü rejim çökerse, apaçık faşist bir diktatörlük olasılığı bir seçkin aydınlar kadrosunun yönetimi ele alması olasılığından daha güçlüdür.
[yazı için tıklayınız]
Meseleleri Apaçık Koymak Gerek (Vatan, 9 Eylül 1962, [472]): Şevket Süreyya Aydemir ile bir polemiktir. Aynı zamanda Atatürkçülük üzerine ve Atatürk'ün görüşleri üzerine düşüncelerini açıklar. Asıl eleştiri noktası Aydemir'in "... sınıf önderliği davası sağlam bir dava değildir" görüşüdür. Sosyal sınıfların varlığı saptanınca bunların arasında bir çatışma olduğu da kendiliğinden belirir. Sınıf kavgası deyince akla hemen ayaklanmalar, devrimler gelmemelidir. Bunlar kavganın en keskinleşmiş biçimleridir. Bu tür çatışmalar her zaman bilinçli ve örgütlü de değildir. Ama sınıfların hiç bilinçlenmediği ve örgütlenmediği durumlarda bile sınıf çatışması alttan alta akan bir su gibi vardır. Madem, Aydemir sınıf diktatörlüğünü de bir umacı gibi öne sürüyor, bu sorunu da deşelim biraz. Sosyalist anlayışa göre bütün sınıflı toplumlar bir sınıf diktatörlüğüdür, çok partili parlamenter rejimler dahil. Sosyalizm ancak küçük bir azınlık olan köy ve kent büyük burjuvazisi açısından bir diktatörlük olacak, gerçekte ise ulusun büyük çoğunluğunun demokrasisi, gerçek demokrasi olacaktır. Son söz söylenmiş ve kapitalizm bir dengeye, istikrara vararak sosyalizmi bertaraf etmiş değildir. Atatürkçülük sınıfsız, ayrıcalıksız bir ulus yaratmak sloganını ortaya atmıştır. Oysa ayrıcalıklı ve sınıflı olmakta bugüne dek devam etmişiz. Kendisinden önce başkalarının da belirttiği üzere "Atatürk ilkelerinin" dürüstlük ve içtenlikle yorumlanıp uygulanmasının sosyalizme götürebileceğini söyler. Ona göre, halkçı, köy ve kent ağalarına karşı, emeği asli öğe tanıyan bir devletçilik, anti-emperyalist bağımsızlıkçı, yurtta barış, cihanda barış politikasını gerçekten güden bir rejim, ancak sosyalist bir rejim olabilir. "Atatürk ilkeleri" de tam bilinçlenmemiş, sistemleştirilmemiş "çekingen bir sosyalizm"den başka bir şey değildir. Zamanın iç ve dış koşulları bu kadarına olanak vermiştir. "Atatürk ilkeleri" zamanın koşullarına göre bir çeşit sosyalizm habercileri olarak belirir. Kaçamaklara, bulanıklığa hiç kaçmadan açıkça söylemek ve kabul etmek gerekir ki, bugün iki sistem söz konusudur: Kapitalizm, sosyalizm. Atatürkçülük ilkeleri bakımından elbette sosyalizmin tarafındadır.
[yazı için tıklayınız]
Gerçekle Yüz Yüze Gelmek Cesareti (Vatan, 17 Eylül 1962, [478]): Demokrasi denemesini yürütemezsek apaçık teröre dayanan faşist bir diktatörlüğe gitmemiz olasılığının güçlü olduğu öngörüsünü dile getirir.
[yazı için tıklayınız]
Bizim Gerçeklerimiz ve Nâsır Sosyalizmi (Vatan, 24 Eylül 1962, [481]): Nâsır sorununun bizim için önemi, öyle uzun boylu kitle hareketlerine gerek kalmadan da askersel bir darbe ve hazır bir kadro ile işlerin bir çırpıda çözümlenebilip çözümlenmeyeceği düşüncesidir. Nâsır ve arkadaşları önce bir çeşit faşist bir rejim kurmuşlar. İlk iş işçileri asmak olmuş, zikzaklar yapmışlar. Sosyalist hareketleri bastırmışlar. Tam on yılı, çok değerli on yılı harcamışlar. Nâsır 10 yılı fırsatları kaçırıp bocaladıktan, bocalamak sözcüğü de az, tam ters işler yaptıktan sonra, sonunda bir çeşit sosyalizm anlayışına ve uygulamasına ulaşabildi. Ama böyle bocalayıp el yordamıyla bu sonuca vardığı için de bunun ne biçim bir sosyalizm olacağı, daha ne gibi aksaklıklar göstereceği, ne derece başarılı olacağı da henüz belli değil. Siyasal kolaycılık, "sol darbecilik", "Nâsırcılık" üzerine düşüncelerinden sonra "ordu ve faşizm" sözcüklerini aynı anlamda kullanmaya niyetli olmadığını da belirtir. Ancak teröre dayanan açık diktatörlük yoluna gidilebileceğine bir kez daha işaret eder.
[yazı için tıklayınız]
Evet, Böyle Diyorum (Vatan, 1 Ekim 1962, [486]): Her devletçiliğin sosyalist devletçilik değildir. Sosyalist düzen, emekten yana ve emeğin katılımıyla bir çeşit devletçiliktir. Yani özel sermaye sahiplerini zenginleştirmeye ve gereksiz bir bürokrasiyi beslemeye yarayan bir devletçilik değil, ulusun ezici çoğunluğunun yararına ve onların demokratik denetimi ve gözetimi altında bir devletçiliktir. Sosyalist düzende ulusal ekonomiye egemen sektör devlet sektörü olacaktır. Yıllardır komünizm, kızıllık sözcükleri sindirme ve susturma silahları olarak kullanıldı. Ülkeyi bir "sözcük" korkusudur sardı. "Emekçi", "Köy Enstitüsü" sözcükleri yönetenlerce resmi planlardan çıkarıldı. Şimdi, günümüzde, komünizm, Marx, Engels, Lenin sözcükleriyle insanları korkutup sıkıştırmak yerine komünizmin modasının geçmiş olduğu düşüncesi öne sürülmekte, bu yolla komünizm ve sosyalizme karşı çıkılmaktadır.
[yazı için tıklayınız]
Bize Göre Memleketin Siyasi Panoraması (Vatan, 8 Ekim 1962, [490]): Sosyalist TİP'e karşı seçenek olarak Türk-İş tarafından bir Çalışanlar Partisi kurdurtma girişimine karşı çıkar.
[yazı için tıklayınız]
Milli İradenin Gerçekleşmesi Şartları (Vatan, 13 Ekim 1962, [496]): Ulusal istencin ve ulusal egemenliğin tam oluşması için ön koşul olan, sömürülmeden kurtulma ve devlet aygıtının köylü, kentli emekçi kitlelerin etkisi altına konulması koşulu gerçekte nasıl sağlanacaktır? Bugün Anayasa organları dışındaki bütün etkileme ve güç merkezlerinin demokratik savaşım hedefi anti-demokratik yasaların kaldırılması olmalıdır. Anti demokratik yasalar kalktıktan sonradır ki ancak toplumdaki etkilenme ve güç merkezleri tam etkisini gösterebilecektir.
[yazı için tıklayınız]
Bir Dergi Yazarı ve Bazı Gerçekler (Vatan, 22 Ekim 1962, [500]): Dönemin etkili gazetecilerinden, İsmet Paşa'nın damadı Metin Toker ile sol nedir üzerine polemiktir. Ülkenin bugünkü davasının ne soyut olarak bir "Kapitalizm mi¬? Sosyalizm mi?" davası olduğu, ne de "Batı sosyalizmi mi? Doğu sosyalizmi mi?" sorunu olduğu vurgular. Metin Toker'in savunduğu "Ulusal sosyalizm", gerçek sosyalizmin taban tabana tersi, insanlığın yüz karası "Naziliğin" adı olmuştur. Sosyalistlerin ilk görevi ve yakın amacı Anayasa ilkelerinin ve tanınan hak ve özgürlüklerin kâğıt üzerinde kalmayıp gerçekleşmesini ve tam uygulanmasını sağlamaya çalışmaktır.
[yazı için tıklayınız]
Atatürkçülere Çağrı (Vatan, 29 Ekim 1962, [504]): Atatürk Ulusal Kurtuluş hareketimizin anti-emperyalist ve anti-kapitalist olduğunu, ekonomik bağımsızlık olmadan politik bağımsızlığın sağlam temellere oturmayacağını, ekonomik kalkınma olmaksızın kültürel kalkınmanın gerçekleşmeyeceğini, ancak bir halk egemenliği yönetiminin bu işleri başarabileceğini anlatmış ve zaman zaman söylevlerinde açıkça belirtilmişti. Bazen, bir sosyalist-sosyolog olarak ve Atatürk ilkelerine sadık kalarak bu kısır döngüden sosyalizm yolu ile kurtulabilineceğini ve kalkınmanın sağlanabileceğini yazılarında belirttiğini vurgular. Çünkü ancak sosyalizm yönünde ilerleyerek Atatürk'ün idealini gerçekleştirebiliriz.
[yazı için tıklayınız]
Metot Açısından Feodalite ve Mülkiyet I (Yön, Sayı 50, [508]): Marksist yöntemi açıklayarak başlayan yazı, genel ile özel, evrensel ile yerel arasındaki ilişkiyi ele alır. Marksizm'i savunur görünerek, onun kullandığı "alt yapı/üst yapı" vb. kavramları reddetme tutumlarını tartışır. Osmanlı İmparatorluğu ile Batı feodalizmi arasında birtakım farklar olduğu gerçektir. İnsan-doğa ilişkisi diğer yaratıkların doğayla olan ilişkileri gibi biyolojik olarak değil, sosyal (veya bugün bazı etnologların yeğlediği terimle "kültürel") olarak belirlenmiştir. Üretim düzeninin temel sosyal gerçek olarak ele alınması ve buna dayanarak "altyapı", "üstyapı" ayırımının yapılması, bu terimlerin sosyolojik incelemelerde kullanılması "boş kalıplar", "dogmatiklik" değildir.
[yazı için tıklayınız]
Metot Açısından Feodalite ve Mülkiyet II (Yön, Sayı 51, [512]): Feodal tip toplum, Batı'nın yerel derebeyliği kadar bizim merkezi Osmanlı İmparatorluğu için de geçerlidir. Buna dayanarak Osmanlı İmparatorluğu feodal tipte bir toplumdur diyoruz. "Aynı tiptedir" demek, birbirinin tıpkısıdır, demek değildir. Zaten birisini "yerel", diğerini "merkezsel" olarak ayırırken aradaki ayırımın yerel özellik ayırımından da daha ileri olduğunu (yerel ayırımlar "yerel" derebeylik sisteminde de vardır ve ülkeden ülkeye farklılıklar görülebilir) kabul etmiş oluruz. Batı'daki feodalite ile Osmanlı İmparatorluğu'ndaki "feodalite tipi" aynı türün iki değişik örneğidir. Osmanlı İmparatorluğu'nda toprak emekçilerinin (reaya) "serf" olmayıp "özgür köylüler" oldukları savı imparatorluk devrindeki toprak mülkiyeti ve toprak işçileri üzerinde değerli etütler yapmış olan Prof. Ömer Lütfü Barkan'ın savıdır, çok zengin materyal toplamış olmakla birlikte Prof. Barkan vardığı sonuçlarda yanılmaktadır.
[yazı için tıklayınız]
Köylü ve İşçi Münasebetleri (Vatan, 5 Kasım 1962, [516]): Sanayide üretim örgütlenmesi sosyalist bir düzene geçmeye hazır durumdadır, zaten sanayide üretim sisteminin bu gelişmesidir ki sosyalizmi tarihsel bir zorunluluk kılmaktadır. Oysa tarımsal üretim sistemi sosyalist bir düzene geçmeye hazır değildir. Bunun için köylünün yaşam biçiminde bir devrim gerekecektir. Köylü kütleleri, alışmış oldukları geleneksel iş ve yaşam biçimi, bağlandıkları sosyal sorunlar bakımından işçiler gibi sosyalizme hazır değillerdir, ama tarım sektöründeki çöküntü, gittikçe derinleşen yoksulluk bu kütlelerde derin bir huzursuzluk, büyük potansiyel bir güç yatmaktadır. Bu durum onları harekete geçmeye, bir şeyler yapmaya itmektedir. Çin, Vietnam, Mısır, Küba ve Cezayir'de köylünün ilerici hareketleri desteklemesi, Güney Amerika ülkelerindeki köylü hareketleri bundandır. Bizde de benzer bir durum vardır. Tarımda reform ivedi sorunumuzdur ve köylümüz huzursuzluk içindedir.
[yazı için tıklayınız]
Yılımıza Bir Bakış (Öncü, 10 Kasım 1962, [520]): Boran, 40 yıllık Cumhuriyet'in kısa bir bilançosunu yapar, eleştirilerini belirtir ve gerçekleştirilemeyen noktaların altını çizer.
[yazı için tıklayınız]
Tarımda Kalkınma Meselesi (Vatan, 12 Kasım 1962, [523]): "Kapitalist Düzen ve Tarım", "Çiftçinin Zor Durumu", Amerika'da Tarımın Durumu" başlıklı bölümlerle konuları özetler.
[yazı için tıklayınız]
|< 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 >|    Liste