Yazılar/Konuşmalar/Savunmalar…

behiceboran.net
|< 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 >|    Liste
Neden Kitap Okunmuyor (Yurt ve Dünya, Sayı 10, [233]): Okul çağında öğrenciye kitabı sevdirecek çareler aranması gerektiğine, sadece ders kitabı okuyarak kitap okuma zevkine varılamayacağına işaret eder.
[yazı için tıklayınız]
Milli' Sanat, ‘Eski' Sanat mıdır? (Yurt ve Dünya, Sayı 10, [234]): "Edebiyat da sanat da gelişmekte, halk kitlesini her bakımdan yetiştirmektedir" diyen Hasan Âli Yücel'e yazısında destek verir.
[yazı için tıklayınız]
Denize Atılan Balıklar (Yurt ve Dünya, Sayı 11, [235]): İstanbul'da çok fazla balık tutulması üzerine fiyatları düşürmemek için denize dökülmeleri haberi üzerine serbest piyasa konusunu ele alır. Kapitalist ekonominin eleştirildiği yazıda serbest rekabete, kâr amacına dayanan ekonomik girişimlerin halkın iyiliği, ucuz yaşaması gibi hayırsever amaçlarla yapılmadığını; böyle bir şeyi beklemememiz gerektiğini, sistemin doğasına uygun olmadığını söyler.
[yazı için tıklayınız]
Dünyanın Gidişi (Yurt ve Dünya, Sayı 11, [236]): Ekonomik kalkınmanın önemine dikkat çekilen bu yazıda toplumlar arasında da değişme hızında farklar vardır ve toplumların hepsi aynı hızla ve aynı yönde değişmez tezini ileri sürer. Özel coğrafi ve tarihsel koşullarda farklılık doğurur. Durum "eşitsiz gelişme yasası" olarak tanımlanır. Bu yasanın Boran'ın yaklaşımında tuttuğu kilit yere ilişkin Gökhan Atılgan'ın üzerine yazdıklarına bakılmasını hararetle öneririz.
[yazı için tıklayınız]
Propaganda ve Terbiye (Yurt ve Dünya, Sayı 12, [240]): Bireyleri denetleme biçimi olarak propaganda ve terbiyenin birbirine benzerliği üzerinde durulur. Propaganda ile terbiyeyi ayıran fark "gerçeğe uygun olup olmamak" niteliğidir. Propaganda "bireyleri kontrol etme" biçimi olduğuna göre iyilik ve kötülük hükmünü amacına göre verebiliriz. İkisi de birer toplumsal denetim aracıdır. Ama kullanımda propagandaya dikkat edilmesi, sakınılması gereken durum, terbiyeye ise olumlu bir anlam yüklenir. Terbiyede, önermelerin doğruluğu kanıtlanmaya çalışılırken, propagandada son hükümler adeta dayatılır.
[yazı için tıklayınız]
Namık Kemal'in Sosyal Fikirleri (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi Neşriyatı, No 2, [245]): Kapsamlı ve uzun bir yazıdır. Namık Kemal halk egemenliğinden yanadır. Ona göre, en iyi devlet bireyin özgürlüğünü en az sınırlayan devlettir. Osmanlı Devleti için ölçü şeriattır. Yeni bir devlet örgütü kurulurken Avrupa'da hazır icat edilmiş, denenmiş biçimler varken bir yenisini yapmaya kalkmak gereksizdir. Avrupa'yı taklit etmek yeterlidir. Namık Kemal örnek olarak da Fransa'yı almaya taraftardır. Namık Kemal insanın anasından büyük doğmadığına inanır. Hele servete dayanarak büyüklük ileri sürmek büsbütün boştur. Namık Kemal'in politik düşünce ve anlayışları kendisinin 19. yüzyıl liberalizminin bir taraftarı olduğunu gösterir. Bireysel özgürlüğe ve bireylerin eşitliğine inanır. Özgürlük ve eşitlik ilkelerinin demokrat bir devlet örgütü halinde gerçekleşmesini ister. Devletin asıl görevi "adalet yapmaktır"; bireylerin özgürlüğünü korumaktır. Kamu görevleri yalnızca devletin görevlerinden değildir, çünkü "hükümet halkın ne babasıdır, ne hocasıdır, ne lalasıdır." Ekonomi ve kültür alanlarında iş başaran, bireysel girişimdir. Bununla birlikte Namık Kemal önemli bir noktada liberalizmden ayrılır. Eğitimin çağdaş devletin görevlerinden biri olduğunu ileri sürer. "Ayakta kalma" ve "ilerleme" ilkelerini savunur, liberalizmden bu yönleriyle ayrılarak gelecekteki devletçiliğin öncüsü olur. Devlet, Namık Kemal'e göre, "bir kişidir, ama manevi bir kişidir". Namık Kemal'in durumun düzelmesi için bir büyük adamın çıkıp toplumu kurtarmasını beklemeyi öngörmediğini, toplumsal koşulları değiştirmenin gereğine inandığını söyler. Namık Kemal'in nüfus üzerine düşünceleri ise Malthus'un nüfus kuramından başka bir şey değildir. Namık Kemal Batı uygarlığının, biliminin farkındadır, fakat İslam ahlakını ve âdetlerini Batılılarınkinden üstün tutar.
[yazı için tıklayınız]
Sanayide Köylü-İşçi (Yurt ve Dünya, Sayı 15-16, [267]): Sanayide kalkınma ancak tarımda kalkınma ile birlikte başarılabilir. Sanayileşme köylünün yaşam düzeyi yükseltecek ve onda yeni gereksinimler doğuracaktır. Kentteki işçilerle uğraşmak, onlara normal bir topluluk yaşamı sağlamak gerekir. Fabrika kurmak sadece bir bina ve makine mühendisliği işi değildir. Bunun bir de insan yönü, bir "toplumsal mühendislik" yönü vardır.
[yazı için tıklayınız]
Şehir, 9 Tablo-Yazan: Burhan Arpad, İstanbul 1940 (Yurt ve Dünya, Sayı 15-16, [271]): Bir kesim ulusal edebiyat derken, köye dair yazıları anlar ve köyün edebiyatımıza girmemiş olmasından yakınır. Oysa bizde kent de, kentteki halk da edebiyata girmemiştir, hatta yanlış anlaşılma sonucunda köycülük akımı bazı yazıcılar için zararlı olmuştur. Burhan Arpad kitabında, içinde yaşadığı büyük kentimizin yaşamını tanıtmaya çalışıyor, girdiği yolun doğrudur ve kendisinin bu yolda ilerlemesini umarız.
[yazı için tıklayınız]
Köyde Sosyal Tabakalanma (Yurt ve Dünya, Sayı 17, [272]): Köyde saygınlık servete dayanır. İmam, muhtar, kâtip gibi konumların önemli olduğunu söyler. Eğitmenin bunların yanında yoksul bir adam kalır. Köyde işlerin denetimini ellerine alanlar, köy topluluğunun (işlerinden) hemen hemen kurtulmuş bir durumda, kentteki etkili dostlarına, akrabalarına dayanarak köy işlerine egemen olduklarını söyler. Bu durum köy toplum düzeninde bir ayrışma doğurur. Köy, eski kapalı halini, istikrarını yitirmiştir; toplumsal değişme halindedir. Köy toplumunda yükselme amacı taşıyan bireyler muhtarlığı kapmak için yarışırlar. Burada önemli olan diğer bir nokta, ekonomik güç ile yönetsel gücün bir arada gidişidir. Politik işlev (muhtarlık) ekonomik gücü artırmaya yaramaktadır. Eski köy ağasının yerini, kasaba burjuvasına benzeyen, rekabete dayanan bir sistem içinde toplumsal yerinde tutunmaya uğraşan bir çeşit "tarımsal burjuva" almaktadır.
[yazı için tıklayınız]
André Maurois: Fransa Faciası, Çeviren: Mansur Tekin, Üniversite Kitabevi, İstanbul 1942 (Yurt ve Dünya, Sayı 18, [277]): Yazarın "tutucu ve çelişkili ideolojisini" eleştirir. Toplumların durumu ve olayları felsefî sistemlerle değil, bu sistemler toplumların durumu ile açıklanabilir: Maurois'nın neden olduğunu ileri sürdüğü dayanaksızlık ve karşıt ideolojiler durumunun kendisi açıklanması gereken olaylardır; bunların açıklanması ise özel olarak Fransız toplumunun, genel olarak bütün Avrupa'nın geçirdiği tarih ve eriştiği toplum durumuyla açıklanabilir, der. Bu çerçeve olmadan kitabın okuyucusunun, satırlar arasındaki anlamı sökebilmesi pirinci taşından ayırabilmesi gerekiyor.
[yazı için tıklayınız]
Sosyal Evrim Meselesi (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Sayı 2, [279]): Toplum yapılarında artan olayların akışını amaç ile açıklamak, olayları daha olmayan, sonunda sonuç olarak belirecek başka bir olayla açıklamaya kalkışmak olur. Oysa bilim, olmakta olan olaylar arasındaki ilişkileri inceler, onlar arasındaki bağlılıkları belirtir. Olayları amaç ile açıklamak, olayların önceden belirlendiğini, yazgıyı benimsemektir. Önceden belirlenme, doğal olayları, yine doğal olaylarla açıklayan bilimin çerçevesinden çıkmaya, doğa dışı öğelerin engellemesine dek götürür. Bu nedenle, toplumlarda evrim olduğunu benimsemek, erekliliğin (amaçlılığın) benimsenmesi demek midir, değil midir? İncelemek gerekir. Öznel, moral (ahlaki) değer yargılarına sapmada, bilimin benimsediği ölçütlere uygun gözlem, karşılaştırma yapılabilir, ölçülebilir olaylara dayanarak toplumsal evrimden söz etmek olanaklıdır. Toplumsal evrim sorununun bilimsel bir sorun olduğunu yadsımak bir sorunu görmezlikten, bilmezlikten gelmek demektir; o sorunun çözümlenmesi veya ortadan kaldırılması demek değildir.
[yazı için tıklayınız]
Geçiş Halinde Orta Şehir (Middletown in Transition) LYND, Robert S. And H. M., [285]): 30 bin nüfuslu göçmen ve zencisi az sayıda, oldukça homojen bir şehrin 1930 büyük bunalımında yaşadığı değişimi ele alan bir çalışma üzerinedir. Kentin nüfusu başlıca iki gruba ayrılmaktadır: İş sınıfı (burjuvazi) ve işçi sınıfı. Yaşam koşullarında ve etkinliklerinde en keskin farklar bu iki sınıf arasındadır. Birincinin alt tabakaları ile ikincinin üst tabakaları birbirine yakındır, fakat asıl bölünme bu ikisi arasındadır. İş sınıfı (burjuvazi) kendi menfaatlerini toplumun iyiliği, aykırı olanları da toplumun zararına sunmada en başarılı sınıftır. Ekonomik gücü elinde tutar. Orta Kent'in toplumsal yaşamının hemen hemen bütün cephelerini çeşitli derecelerde denetim altına almıştır. Okul sisteminde, dinsel örgütte, kulüp ve gençlik örgütünde, kentin sanat yaşamında, belediye işlerinde denetimi vardır. Kitapta ele alınan bölgenin bütün Amerikan kapitalist sisteminin işleyişinin canlı bir örneği olduğunu belirtir.
[yazı için tıklayınız]
Sosyolojide Bocalamalar I (İnsan, Sayı 21, [289]): Fransız, Alman ve Amerikan sosyolojilerinin ana özelliklerine değinir. Ağırlıklı olarak Amerikan sosyolojisinin ele alır. Amerikan sosyologlarının bir yandan "organik kuramı" savunurken, diğer yandan sosyolojinin pozitif bir bilim olduğu düşüncesine kuvvetle inandıklarını, oysa Cooley'in kendisinin bütüncü bir görüşten kalkarak doğa bilimleri yönteminin sosyolojinin yöntemi olamayacağı düşüncesine vardığını belirtir. Savunduğu "içten anlayış" bir çeşit mistikliğe yol açmıştır.
[yazı için tıklayınız]
Değişen Bir Dünyada Gençlik (Yurt ve Dünya, Sayı 26-27, [292]): Gençleri yetiştirirken onlara karşılaşacakları durumlar, girişecekleri insan ilişkileri için kesin, tek bir yol gösteren reçeteler veremeyiz ve bocalarız. Toplumun iyi ile kötü arasında yaptığı ayrım keskinliğini yitirmiştir, sınırları belirsizleşmiştir. Belirli bir durumda uygun olan davranış biçiminin ne olduğu konusunda anlaşmazlıklar vardır; ana babalar, öğretmenler bunun şiddetle farkındadırlar. Üzerinde önemle durulacak sorun, bireylerin yaşamına yön verecek, yol gösterecek esas; genel ilkelerin, amaçların neler olabileceğini incelemek, bu konuda bir karara varmaktır. Liberalizmin kamu adına savunduğu bireysel özgürlük ve haklar, bireyin kişiliğini geliştirmesi, ilerleyebilmesi olanakları, gerçekte ancak belirli sınıflara, tabakalara özgü kalır. İnsana tam ve gerçekten değer veren toplum düzeni geleceğin toplumu olacaktır. Feodal sistem ve o sistemin toplumsal sınıfları ayrıcalıkları ile birlikte ortadan kalkıyor, fakat yerini yeni sınıflar, yeni sınıf çıkarları alıyor. Yasa karşısında kuramsal olarak benimsenen eşitlik mevcut koşullarında gerçekleşmiyor. Sınıf çıkarları çarpışıyor. Genel yaşam düzeyi, halkın özgürlük ve hakları feodal sisteme oranla daha iyi bir duruma giriyorsa da bu alanda da değerlerin gerçekten uygulanması, gerçek demokrasi kurulması işini tamamlamak yine geleceğe kalıyor. İnsanlar doğaya gittikçe daha egemen bir duruma geliyorlar. İnsan âlemine ait bilgiler ise aynı gelişmeyi göstermiyor. İnsan ilişkilerinin düzenlenmesini de akıllı, gerçek koşullara uygun değer ve kurallarla düzenlemek gerekiyor. Sonuç olarak şu düşünceleri ileri sürer: Batı uygarlığının gelişmesinde beliren üç esas değer: 1) İnsan kişiliğine saygı ve gelişmesi için en geniş olanakların sağlanması, 2) Toplumsal eşitlik ve halk egemenliği, halk çıkarlarını gütmek, 3) Pozitif bilimleri "yaşamda en gerçek yol gösterici" olarak benimsemek ve davranışlarımızı ona göre ayarlamaktır. Bunlar devrimizin savunduğu, toplumumuza mal etmek istediği değerlerdir. Gençlere artık katı, kalıp halinde davranış formülleri veremiyoruz; fakat onlara bu değerleri yerleştirmeliyiz, bu değerleri köklü bir hale getirmeliyiz ve karşılaştıkları belirli somut durumları, sorunları bu değerler ışığında görmeyi, incelemeyi ve ona göre karar verip davranmayı öğretmeliyiz. Pozitif bilim ideolojisini, yöntemini yalnız laboratuvar çalışmasında, akademik çalışmalarda bir ölçüt olmaktan çıkarıp, yaşamın her aşamasına uygulamak gerekir.
[yazı için tıklayınız]
Sosyoloji Anlayışında İkilik (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Sayı 3, [297]): Pozitif bilimlerin yönteminin toplumsal olayların incelenmesinde kullanılıp kullanılamayacağının sorgulandığını, buna hem olumlu, hem de olumsuz yanıt verenler bulunduğu, bu soruya verdikleri yanıta göre sosyoloji ekollerini iki bölüme ayırmanın olanaklı olduğunu söyler. Toplumsal değerlerin bilinmesi diğer olayların bilinmesinden farklı değildir. Sosyoloji pozitif bir bilim olabilir mi, olamaz mı tartışması devam ededursun, bu soruya kesin yanıtı, bu yöntemin toplumsal olaylara uygulanması verecektir. Bugünkü psikoloji ve büyük ölçekte sosyoloji, insan âleminin de determinizmi olan bir âlem olduğu görüşünden kalkıyor; araştırmalar, çalışmalar buna dayanarak ilerliyor.
[yazı için tıklayınız]
Sosyolojideki Bocalamalar II (Geçen Sayı'dan devam) (İnsan, Sayı 22, [304]): Durkheim'ın görüşü birey yok, toplum var gibi otoriter bir sonuca götürür. Bilimler, özellikle insan bilimleri, içinde geliştikleri toplumun koşullarının etkilerinden kurtulamıyorlar. Görülüyor ki, Amerikan sosyolojisinde hem doğru yolda atılan verimli olabilecek adımlar, hem de çıkmaza saptıracak aksak yönler vardır; tıpkı Amerikan toplumunun kendi gidişinde olduğu gibi.
[yazı için tıklayınız]
Açık Yolun Türküsü Walt Whitman (Adımlar, Sayı 1, [309]): Walt Whitman'ın iyimserliğinin, geleceğe inancın doğurduğu, gürbüz, nabzı vuran bir iyimserlik olduğunu belirtir.
[yazı için tıklayınız]
İlim ve Cemiyet (Adımlar, Sayı 1, [311]): "Bilim bilim içindir" diyerek bilim adamının sorumluluktan kaçmış olduğunu vurgulayarak, bilimsel etkinlik topluluğun gözüyle görüldüğü zaman bilimin insan için, toplum için olduğu açık olarak belirir. Sihirbazlar, büyücüler, âlimler ve ruhban sınıfı toplumun bilmediği birtakım gizli güçleri biliyorlar ve onlara istediklerini yaptırabiliyorlar, sanılırdı. Toplumun, bilgiye değer vermesindeki başlıca neden, onun bir denetim ve egemenlik aracı oluşudur. Bilginin bugüne dek olan toplumsal itibarının diğer bir nedeni de bu denetim ve egemenlik aracının toplumda üst tabakanın hizmetinde oluşu olmuştur. Toplumun gidişini düzenleyen ve yönetimde yol gösterecek bir ışığa gereksinimi vardır. İşte bu noktada bilimsel yöntemin toplumsal gerçeğe uygulanması, sosyoloji ve sosyal psikoloji bilimlerinin verileri önemli bir iş görebilirler. Toplumsal değerler üzerinde bir karar verebilmemize yardım edebilirler ve etmelidirler de. Gençlere her şeyin gerçeğin mihengine vurarak değerlendirmek alışkanlığını –ki bu bilimin yöntemidir– vermeliyiz. Bugünkü toplumların gidişi artan bir biçimde halkçılığa doğrudur. Sonuç olarak; doğa bilimlerinin gelişmesi, teknolojiye uygulanması nasıl doğaya egemen olmayı olanaklı kıldı ise, insan bilimlerinin gelişmesi ve uygulanması da insan topluluklarının kendi yazgılarına egemen olabilmelerinin araçlarını verecektir. Bilimsel yöntemin ve ideolojinin insan ilişkilerine uygulanması, insan bilimlerinin gelişmesi, toplumsal değerlerin yerini almayacak, tam tersine, bu değerlerin seçimine ve tam bir biçimde gerçekleşmesine yardımcı olacaktır.
[yazı için tıklayınız]
Sosyoloji Dergisi, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Semineri Tetkik ve Araştırmaları, Müdür: Prof. Hilmi Ziya Ülken, 1942 (Adımlar, Sayı 2, [315]): Hilmi Z. Ülken Durkheim'ın spritualiste (tinselcilik) olduğunu; fakat zamanın sosyal problemlerinin çözümlenmesini bilimsel yöntemden, bilimsel bilginin uygulanmasından beklediğini, halktaki spritvaliste bir gerçek görüşü ile bilimsel ideolojinin birbirine karşıt olduğunu, bunun için Durkheim'ın çelişkili bir duruma düştüğünü söyler. Ülken'in Durkheim üzerine belirttiği asıl eleştiri budur. Ülken'e göre, Ziya Gökalp, toplumsal konularda otorite olarak benimsediği Durkheim'ın da yaptığı gibi, bilimi, kendi görüşlerini savunmak ve benimsetmekte bir kalkan, bir araç olarak kullanıyor. Ziya Gökalp'in amacı içinde yaşadığı toplumsal yapının bilimsel incelenmesini ve açıklamasını yapmak değildir. O imparatorluğun karşılaştığı sorunlara çözüm çaresi arıyor ve kendine göre bulduğu "çareleri" bilim kılığına büründürerek otoriter, yetkili ve bunun için de doğru diye benimsenmesi gereken gerçekler biçimine sokuyor. Ziya Gökalp'te çok güçlü mistik bir yön vardır; madde âlemini bayağı, aşağı bulur; insanın bu "sefil madde"den olduğunu benimsemez, peşinen "aşağı" olduğuna karar verdiği madde âleminde "kutsal ruh"u arar. Durkheim spritualisme ile bilimsel ideolojiyi sözde telif ettikten (ayırdıktan) sonra, Doğu ile Batı'yı, İslam dini ile rasyonel, bilimsel ideolojiyi, kültür ile tekniği yan yana beraberce benimseyip telif etmek Ziya Gökalp için kolaylaşmıştır. Ziya Gökalp'ten beri Durkheim sosyolojisi ülkemizde yerleşmiştir. Oysa bizde de sosyolojinin gerçek bilim yolunda ilerleyebilmesi için, saptığı Durheim çıkmazından çıkarılması gerekir.
[yazı için tıklayınız]
Sabahattin Ali, Yeni Dünya (Adımlar, Sayı 2, [317]): Bütün gerçekçi konularına ve biçemine rağmen Sabahattin Ali'de romantik bir yan olduğunu belirtir: S. Ali mübalağa, acıklıyı daha da acıklı yapmak eğilimindedir. Kürk Mantolu Madonna rahat okunan bir kitaptır, ama S. Ali'nin romancılığına bir şey katmıyor. Yeni Dünya ise güçlü hikâyelerinden oluşuyor.
[yazı için tıklayınız]
Rıfat Ilgaz, Yarenlik-Şiirler (Adımlar, Sayı 2, [319]): Rıfat Ilgaz'ın şiirlerini umut verici bulduğunu belirtir: Kendine özgü yazım tarzı var. Halkla beraber yaşandığı ve duyduğu için şiirlerinde temiz, güzel bir halk dili hâkim.
[yazı için tıklayınız]
Sosyoloji Dergisi-İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Semineri Tetkik ve Araştırmaları, Müdür: Prof. Hilmi Ziya Ülken, 1942 (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Sayı 4, [321]): Dergide yer alan bilim adamlarının yazılarını yorumlar, eleştirir, tanıtır.
[yazı için tıklayınız]
"Sanat Sanat içindir", "Sanat Cemiyet İçindir" Dolambacı (Adımlar, Sayı 2, [328]): Okuyucusuz edebiyat, seyircisiz tiyatro, dinleyicisiz musiki olamayacağı söylenerek yazının başlığındaki dolambaçta hangi görüşün desteklendiğini dile getirir. Sanatçı, kendisi ister farkında olsun, ister olmasın, zorunlu olarak içinde yaşadığı dönemin, toplumun, tabakanın, hatta bazen küçük bir klik'in değerlerini, görüşlerini yapıtında yansıtır. Yeni bilimlerdeki çeşitli ekollere, çelişkilere rağmen, insanın doğuştan bir kişiliğe sahip olmadığı; kişiliğin, toplumsal koşullara, değerlere göre oluşup farklar gösterdiği üzerinde bir anlaşma var. Sanatçının iç dünyası, dış koşulların etkisi altındadır, bu koşulların öznel bir yansımasıdır. Diğer yandan, bir yapıt, dar veya geniş olsun, ancak bir tabakaya seslendiği, onun tarafından benimsendiği takdirde bir sanat yapıtı olur. Eğer sanat yapıtı, elbet şiir de, toplumsal koşulları anlatıyorsa, modern şiirdeki bu açıksızlık neyin anlatımıdır? Bu durum, yazıldıkları zamanın toplumsal koşullarının karışıklığını, açıksızlığını, bu koşullar altında bireyin içine düştüğü şaşkınlığı, dengesizliği anlatır. Sanatın toplumsal koşullarını, nedenlerini benimsemek, sanatçının bireysel değerini, oynadığı rolü küçültmek değildir. "Sanat sanat içindir", "sanat toplum içindir" ikiliği, kökünde, daha genel olan birey ve toplum ikiliğinin, artık eskimiş, bilimsel olmayan diyebileceğimiz mekanik toplumsal belirleyicilik görüşünün sanat alanındaki görünümüdür. Bugünkü sosyolojide egemen olan görüş, birey ve toplum diye birbiriyle bağdaşmayan iki ayrı varlığın ve mekanik, tek yanlı nedenselliği öngören eski görüşün hatalı olduğudur.
[yazı için tıklayınız]
İrlanda Milli Tiyatrosu'nu Kuranlar ve Dramlarından Numuneler (Adımlar, Sayı 2, [334]): Saffet Korkut'un aynı isimli kitabı tanıtımıdır. Korkut'a göre, İrlanda Tiyatrosu'nun dâhisi olmak niteliğini Synge ile paylaşabilecek olan O'Caseydir. Korkut, ülkemiz için de önemli bir ders çıkarır, Synge'in geniş kültürüne, bilgisine işaret ettikten sonra, halkı ilk elden tanımayan, onu anlamayan kimsenin, sadece masa başında halk motiflerinin kalıbını işleyerek halk sanatı yapamayacağını belirtir,
[yazı için tıklayınız]
Eyub (Adımlar, Sayı 3, [336]): Öykünün kuruluşunu sade, basit bulur; öykünün temposunun en güçlü vurduğu noktaya yönelmiştir bu kurgu: Dindarlık, tek ve egemen kişilik niteliği olan Mendel Singer'in dinini yadsıması olayı. Yapıtın en güçlü ve güzel parçası, arka arkaya gelen felaketlerden sonra yaşlılığında yapayalnız kalan Mendel Singer'in, sonunda, tek desteği olan dinine ve onunla beraber bütün kendi geçmişine, kendi kişiliğine karşı isyanıdır. Yapıtın ne yazık ki burada eriştiği tempoyu, şiddeti sonuna dek devam ettiremediğini de belirterek yapıtın tek güzelliğinin, bitiş ayrı tutulursa, öykünün yapısında, akışında ve yarattığı atmosferin değişik çeşnisinde olduğunu dile getirir.
[yazı için tıklayınız]
|< 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 >|    Liste